Bir milletin toprak bütünlüğünü dağıtmak arkasından da işgal etmek düşünülüyorsa, evvela o topraklar üzerinde yaşayanların inanç ve akideleriyle oynanır.
Birisi veya birileri kalkıp da, 'korkmaya gerek yok, biz güçlü bir milletiz, öyle misyonerlik falan ve filan bize sökmez, dinine güvenen misyonerlikten, diyalogtan korkmaz' türü edebiyat yapıyorsa bu kişi ya gizli misyonerdir, ya da olayların vahametinin farkında değildir.
Siz, dünyanın en güçlü adamı olsanız ve fakat kafanızı yastığa koyup uyusanız, size henüz yürümeye başlamış bir çocuk bile rahatlıkla zarar verebilir.
Niye? Çünkü siz uyuyorsunuz. İradeniz, direnciniz, gücünüz ve kuvvetiniz artık yorgan ile döşek arasında hapsolmuştur.
Sizin bütün bu özellikleriniz artık acemaşiran makamında “horlamaktan” ibarettir.
Millet olarak bu hali yaşıyoruz. Bu halden uyanmak için dini ve milli bütünlüğümüzü tehdit eden misyonerlik konusunda detaylı bilgi sahibi olmak zarureti vardır.
MİSYONERLİĞİN GAYESİ
Hristiyanlık, misyonerlik çalışmaları ile masum görüntülerle dünyayının her ülkesine pazarlanırken; başlangıç olarak gayet samimi bir hava yaratılır. Ancak hasıl olan netice; bu başlangıç gibi hoş ve samimi değildir.
Gidilen yerlerde iktisadi çıkarlar ön planda tutularak ve siyasi, iktisadi, hukuki katliamlar yapılarak medeniyetler yok edilir. Mesela, Amerika'ya keşif adı altında yapılan çıkarma, Hristiyanlığı hakim kılmak için; İnka, Aztek, Maya medeniyetlerinin yok edilmesiyle, Kızılderililerin ortadan kaldırılmasıyla neticelenmiştir.
Afrika'da da durum bundan farklı olmamıştır. Gayet masum görüntülerle Afrika'ya uzanan misyonerler, bu bölgelerdekiyeraltı ve yerüstü kaynaklarını elde etmenin projesini hayata geçirmişlerdir. Kenya Devlet Başkanı Kenyatta'nın şu sözleri herşeyi özetlemektedir.
'Misyonerler geldiği zaman, İncil onların, topraklar Afrikalılarının elindeydi,
misyonerler gözlerimizi kapayarak dua etmemizi öğrettiler. Gözlerimizi açınca,
bir baktık ki. İncil bizim elimizde, topraklar onların elinde!'
Ve yine Ortadoğu'da Arap-İslam aleminde faaliyet gösteren özellikle İngilizler tarafından yetiştirilip gönderilen onbinlerce misyonerin asıl gayesi; osmanlı'nın bu bölgedeki hakimetini yok etmek, toprağını ve halkını parçalayarak kendi emellerine ve iktisadi, siyasi gayelerine alet etmektir.
Dünyada misyonerlik hep bu yüzüyle gözükmüştür. Günümüzde ise Oryantalizm, Diyalog gibi isimlerle ortaya çıkmasının başka bir tarzda izahı mümkün değildir. Bugün de asıl maksat; Hristiyanlar için vaadedilmiş topraklar olan Anadolu'yu parçalamak ve bu güzel toprakları kendi tasarruflarına almaktır.
'Sizin için Mekke - Medine ne ise bizim için Yalvaç, Tarsus odur' sözünün bir Hıristiyan din adamına ait olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.
POSTMODERN MİSYONERLİK : DİYALOG
'Dinlerarası Diyalog' kavramı Şubat 1998'de Türk kamuoyunun gündeminin baş köşesine oturdu. Gerçi 1966'dan başlayarak Müslümanlarla yakın münasebetlere girişen Hıristiyan çevreler, başta Katolik Kilisesi olmak üzere, 1980'den itibaren Türkiye'deki özellikle ilahiyat fakülteleri eksenli olarak Diyalog yolları aramıştır.
1988 yılında, Vatikan'da, Türkiye'deki ilahiyat fakültelerinden 12 bilim adamı ile Roma'daki Katolik enstitülerinden bir o kadar uzmanın katılmasıyla bir Kollogyum düzenlenmiştir. Bunun yanında Ortodoks Hıristiyanların 1984'te başlayan benzeri girişimleri olmuştur. Diyalog toplantılarının altıncısı 10-14 Eylül 1984 tarihleri arasında İstanbul'da yapılmıştır. Bütün bu diyalog etkinlikler hep akademik çevrelerle sınırlı kalmıştır.
Akademik çerçeveyi aşan diyalog teşebbüsleri de aslında yeni sayılmaz. Örneğin Almanya'da Risale-i Nur müntesibi çevreler ile Hıristiyan çevreler arasındaki Dinlerarası Diyalog süreci çok daha eskiye dayanır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bizzat Risale-i Nur müellifi, misyonerlerle Nurcular arasında işbirliğinin gereğine işaret etmiş, bu çerçevede Papalık ile mektuplaşmıştır. Papalık da 22 Şubat 1951 tarihli bir mektupla cevap vermiştir. (Bkz., 17-23 Şubat 1996 tarihli Aksiyon Dergisi, s. 29.)
1995'te başlayan değişim sürecinin bir yansıması olarak oldukça ilginç bir zamanlama ve gerekçeyle Fethullah Gülen'le birlikte Dinlerarası Diyalog süreci kitlesel bir boyuta taşınmış olduğu görülmektedir. Fethullah Gülen'in ardından Başkan M. Nuri Yılmaz'ın Papa ile yaptığı görüşme Diyanet İşleri Başkanlığı'nı da diyalog sürecine dahil etmiştir.
O zamanlar demek istediğimizi anlamayan ve yanlış yorumlayanlar sağda solda şunları söylüyorlardı: Bu Diyalog karşıtları bizi çekemiyor, yaptığımız büyük hizmetleri kıskandıkları için böyle yapıyorlar, bunlara bakmayın. Hatta bunlar öyle fazla bir sayı da değildir. Marjinal bir grupturlar. Yapacak başka bir şey bulamadıklarından, bir hizmetleri olmadığından böyle yapıyorlar.
Tabi bununla da kalmadılar, bazı cümlelerinin içine hakaret unsuru sözler de eklediler. Biz, bu tip eleştirilere delilli cevaplar vermeye devam ettik. Yapmayın, etmeyin, yanlış yapıyorsunuz, sizin bu çalışmanız bu milleti Hıristiyanlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu millet Müslüman'dır, bu milletin Müslümanlığı bu ülkenin bölünmez bütünlüğünün de teminatıdır. Siz bu milletin zihnine dini ile ilgili bazı şüpheler sokarsanız, bu yaptığınız din ile kayıtlı kalmaz, ülkenin bütünlüğünü de olumsuz yönde etkiler.
Şunu da dedik: Bütün misyonerlerin ana hedefi şüphe tohumları ekmektir. Dini hakkında şüphe içinde olan bir Müslüman, misyoner için en iyi hedeftir.
Ülkemizde meydana gelen olaylar, 800 yıllık Endülüs Medeniyeti'nin yok olmasıyla sonuçlanan olaylarla tam bir paralellik arz ediyordu. Aynı masum görünümlü oyunlarla sonu getirildi Endülüs'ün. Diyalog ve Hoşgörü adı altında aslında yeni bir tür misyonerlik ile karşı karşıya idik. Bunun yol açacağı tehlikelerle bugün artık yüz yüzeyiz.
Süreç içerinde neler oldu: Altı yıl içinde ülkenin her yanı misyonerlerle doldu. Mantar gibi kilise evleri türemeye başladı. Bir elde İncil, bir elde güya Hz. İsa'nın hayatım konu eden kasetler, ülkeyi pervasızca dolaşmaya başlayan bu eğitimli misyoner ajanlar, dağıttıkları İndiler içine Türkiye'yi çok farklı gösteren haritalar da koymayı ihmal etmediler.
Bizi, endişelerimizde son derece haklı çıkaran bu tehlikeli sürecin yanında bir başka şey daha ortaya çıkmış oldu. O da Diyalog karşıtlarının marjinal mi, yoksa güçlü bir kitle olduğu mu? Alanlara yüz binleri, salonlara on binleri dolduran diyalog karşıtları öyle marjinal falan da değildi.
Dinimiz açısından, akaidimiz yönünden sakıncalı, ya da tamamen zıt hareketleri tasvip etmemiz mümkün değildir. Dinî ve millî bütünlüğümüzü tehdit pahasına da olsa, 'hizmet' yapılıyor diye susmamız, ileride telafisi mümkün olmayan tahirabatlara sebep olacak girişimlere seyirci kalmamız asla doğru değildir.
Diyalogculara “Allah’ın ipine sarılmayı” ve Türkiye’nin milli çıkarlarının gölgesinde toplanmayı tavsiye ediyoruz.
SİTENİN AMACI
1- Dini ve milli bütünlüğümüzü tehdit eden, diyalog ve misyonerlik tehlikesini insanlarımıza anlatmak.
2- Dinler arası diyalog meselesinde nereden nereye gelindiğini görmek ve göstermek.
3- Misyonerlikle ilgili bir 'kaynak site' oluşturmaktır.
4- Sitemizin amacı asla herhangi bir din veya cemiyet, cemaat mensubunu küçümsemek, aşağılamak, rencide etmek değildir.
Konuyla ilgili bilgi ve belgeleri elimden geldiğince toplamaya çalıştım, çalışıyorum. Çok değerli site ziyaretçilerinden de varsa ellerindeki kaynakları bizlere bildirmelerini istirham ederiz.
Gayret bizden, tevfik
Allah (cc) 'tandır. .
Saygılarımla,
Editor
12-09-2004
İstanbul